Kampana mı? Hım bu isim bir yerlerden tanıdık geliyor ama bir yandan da ilk kez duyar gibiyim sanki. Başlığı görünce böyle düşünmeniz gayet doğal ama açıkladığım zaman, bilmeyenleriniz aa o muymuş yaa? diyebilir. Farklı nesnelerde farklı terim anlamı kazansa da, bizim tercih edeceğimiz anlamıyla kampana; tramvayların genelde yolcuları uyarmak için kullandıkları zildir. Yanlış anlaşılmasın, öykünün başında terimsel bir açıklamada bulunup da sizi sıkmak değil niyetim. Fakat karakterimiz Güzide, sahibi olduğu Kampana Sahaf'a yeni gelen pek çok müşterisine bunu açıklamak durumunda kalıyor.
İyi de bu Kampana Sahaf'ın ismindeki gizem nereden geliyor diye sorabilirsiniz. Nedeni gayet makul aslında. Çünkü; saygıdeğer, hoşgörülü, açıksözlü, dürüst, sevecen, sıcakkanlı, zeki, cesur ve haliyle güzide bir şahsiyete sahip karakterimiz Güzide; sahaf dükkanıyla aynı bahçede yer alan tramvayda, kardeşi Aliş ile yaşamaktadır.
Evet, evet, yanlış duymadınız... Avrupa'da elektrikli olarak ilk defa Saraybosna'da kullanılan, uzun süredir Konya'da hizmet veren ve bir kısmı yeniden Saraybosna'ya hediye edilen, asırlık tramvayda yaşıyor. Tabii sadece iki vagona sahip olduğu için, bahçemiz için de mütevazi diyebiliriz. Bu arada kasabada Ali'yi herkes Aliko olarak bilir, ona sadece ablası Aliş diyebilmektedir. Bu mühim bilgiyle birlikte, devam edebiliriz...
Dirink... Dirink... Kapı açıldı ve dükkandan içeriye, Güzide'nin daha önce kasabada görmediği bir müşteri girdi. Dirink... Dirink... Kapı kapandı tabii.
" Hoş geldiniz. "
" Hoş bulduk, kolay gelsin. "
" Buyurun, hangi kitaba bakmıştınız? "
" Aslında ilk başta kütüphaneye uğramıştım hanım kızım. Ben kasaba meydanındaki camiye yeni atanan imamım. İsmim Mahmut Arif. Meydanda gezerken gittim ama içeride sadece ders kitapları ve ansiklopediler vardı. Şaşırdım, roman aradığımı söyledim. Sağ olsun, görevli size yönlendirdi. "
" Evet kütüphanemiz sadece öğrencilerimizin ders çalışması için imkan tanır. Edebiyata dair bütün türdeki eserler bizde mevcuttur. Eksik olmasın, belediye başkanımız, kütüphaneyi açtığında etkilenmememizi sağladı. "
" Nasıl yani? "
" Şöyle ki; kasabamız beş mahalleden oluşmaktadır, bir köfteci var diyelim ve onunla aynı mahallede bulunan dönercinin köfte satması yasaktır. Bu aynı şekilde, geçimini balık ekmek satarak kazanan esnaf için de geçerlidir. En basit örneği; burada şayet arzu ederlerse, müşterilerimize sahlep veya limonata servis ediyoruz. Mahallemizdeki kahvehanede bunların satışı yasaktır. Aynı şekilde bizim de çay veya kahve servis etmemiz yasak. "
" İyi, hoş ama bu kasabanın serbest piyasa kavramından haberi yok mu evladım? "
Bunun üzerine Güzide hafifçe gülümser.
" Elbette var. Ayrıca bu yasaklar yazılı bir metinde yer almıyor, kanunen bir yürürlülüğe de sahip değil. Fakat çok daha derin bir yerde mevcut, insanlarımızın vicdanında... "
" Hay maşallah! Ne diyeyim başka. Cahit Sıtkı Bey'in Memleket İsterim dediği yer, burası olsa gerek. "
" Bu güzelmiş, yeni gelen herkese söylerim. Sohbete daldık, ben istediğiniz romanı sormayı unuttum. "
" Tolstoy'dan İtiraflarım'a bakmıştım hanım kızım. "
" Tabii, dilerseniz kiralayabilirsiniz de kitabı. "
" Nasıl olacak ki o? "
" Oku ve getir isimli bir kampanyamız var. Aldığınız kitabı iki hafta içinde okuyup getirirseniz, ödediğiniz fiyatın dörtte üçünü geri iade ediyoruz. Üstelik telefonla siparişlerinizde, iki lira ücretle bizzat kapınıza getiriyoruz. Çocuklara yönelik bazı kitaplarımızda da, haftalık bir liraya kiralama yöntemimiz mevcut, aklınızda bulunsun. "
" Güzelmiş, peki öyle yapalım madem. "
Dirink... Dirink... Bu sırada içeriye, içi kitap dolu postacı çantasıyla Aliko girer.
" Hoş geldin Aliş, bak tanıştırayım. Beyefendi meydandaki caminin yeni imamı, Mahmut Arif Bey. Ali de kardeşim olur. "
" Memnun oldum hocam, hoş geldiniz. "
" Aliş sen hemen hocamıza sahlep ikram et. "
" Lüzumu yok kızım, zahmet etmeyin. Daha çok vaktinizi almayayım. "
Çantasını tezgahın arkasına bırakan Aliko ellerini iki yana açar.
" Olur mu hiç hocam? Vallahi yazın limonatamızı, kışın sahlebimizi içmeyen bin pişmandır. " dedikten sonra hemen küçücük mutfağa geçip hazırlığa başladı.
Girişindeki küçük holde; mutfak tezgahı, üç masa, ayrıca bir tezgah bulunan iki katlı sahaf; neredeyse tüm arka bahçeyi enlemesine kaplayan dikdörtgen şeklindeydi. Dükkanın arkasında kalan geniş oda, Güzide ve Aliko'nun özel yaşam alanlarına dahildi. Her iki yanda bahçeye kalan boşluklarda ise, dükkanı U biçiminde saran ve bahçeyi de genişçe dolaşan raylar mevcuttu. Tabii iki vagonlu tramvayımız, dükkanın tam arkasında, bahçenin de aşağı kenarında park halindeydi.
Sahlebi ikram eden Aliko " Size Mahmut Hoca diyebilir miyim hocam? " diye sordu.
" Münir Usta'nın namına erişmek pek haddimiz değildir evladım. Fakat Arif Hoca daha uygundur. Ellerine sağlık. " diyerek gülümsedi.
Sahlebi içtikten sonra ücretini sordu ama tüm çabalarına rağmen, Aliko ikram etmekte ısrarcıydı. Yeniden teşekkür ederek hayır duasında bulunup Güzide ve Aliko'ya veda etti.

Yorumlar
Yorum Gönder