Ana içeriğe atla

Translate

Önemli Açıklama!

Burada paylaştığım ve paylaşacağım her türdeki eser, tamamıyla ve yalnızca bana aittir. Farklı bir platformda, eserlerimden izinsiz alıntı yapanlara, eserlerimin tamamını veya bir kısmını kopyalayanlara karşı, her türlü hukuki süreci izleyeceğime emin olabilirsiniz.

Yalnızca kaynak gösterilmesi ve izin alınması koşuluyla alıntı yapılabilir.

Üstelik bu platformda; gelişmeyi desteklemeyen hiçbir eleştiri, dikkate alınmamaktadır...

NkO - 14 / Mendil



   Muhsin, sabahın erken saatlerinde dükkanı açıp çalışanları beklemeden temizliğe koyuldu. Her zamanki gibi kitap kokusu sarmıştı sahafı. Aklına esen ilk türküyü mırıldanırken pencereye çevrildi bakışları. Dışarıda esen rüzgardan daha hızlı kesildi neşesi. Dükkana girerken dikkat etmemişti, karşı kaldırımda oturup mendil satan çocuğa. Süpürgeyi bir kenara bırakıp arka taraftaki ofise geçerek oradaki büyük poları aldı. Merdivenlerde üç yıldır yanında çalışan Adem'e rastladı. 

" Adem evladım, yerleri süpürüyordum yarım kaldı. Sen devam eder misin, hemen geleceğim. "

" Olur tabii ustam, sen niye zahmet ettin ki hem? " diye sorarken anlam veremeyerek polara bakıyordu.

" Hadi, hadi, lafa tutma beni. "

Koca sokaktan tek tük kimseler geçiyordu bu saatte. Gözü kör olmayasıca Mart! Nasıl da soğuktu... Hiçbir şey demeden usulca poları, çocuğun sırtına örttü Muhsin.

" Teşekkür ederim Amca. "

" Ne kadar bakalım mendiller paşam? Adın ne senin? "

" Adım Osman, bir lira, buyurun. "

Mendili alıp beş lira uzattı çocuğa. Osman elindeki paranın fazla oluşundan dolayı biraz sıkıldı. Bunu hemen anladı Muhsin.

" Bak evlat, sana bir teklifim var. Ben şu kitapçıyı işletiyorum ve kitap alan müşterilerimize bedava ayraçlardan hediye ediyoruz. Sepette yüz tane ayraç var, sen her mendil alana onlardan bir tane hediye edeceksin. Eğer akşama kadar hepsini hediye edebilirsen yarın daha iyi bir anlaşma yaparız. "

" Yüz tane mendili nasıl satayım ki? "

" Hım, o zaman sen de mendil alan kişilerin yanındakilere de birer tane hediye edersin, ne dersin? "

" Bilmiyorum, insanlar yine de almaz bence. "

" Sen insanlara şunun yanında bu hediye de, bak nasıl kapışıyorlar? Ben sana bir polar daha getireyim. " deyip Osman'ın şaşkın bakışları arasına bir koşu dükkana gitti. Ayraç dolu sepetle birlikte iki polar daha alıp tekrar sokağa çıktı. Osman'ı polarlara sıkıca sarıp sepeti emanet etti. 

" Amca bitirince ne yapacağım ben bunu? "

" Sen dükkan kapısının yanına koy, yarın bu saatlerde dükkana uğra ama mutlaka. Bak şu ilerideki çorbacıyı görüyor musun? Acıktığında, mola verdiğinde oraya git. Sahaf Muhsin Amca'nın selamını getirdim de, hadi bakalım. "

Ardından teşekkür eden Osman'a tebessümle el sallayan Muhsin, yine de çocuk üşür mü diye korkuyordu. Osman'ı da incitmemek için çorbacı Salih'i dükkandan arayıp durumu anlattı. 

" Aman Salih Usta, baktın üşüyor, salma dükkandan. Çayını, çorbasını ihmal etme, benim hesaba yaz. Tamam, tamam, hadi hayırlı işler. "

Şimdi içi biraz daha rahattı Muhsin'in. Bunu daha önce birkaç kez aslında yapmıştı Muhsin. Bir seferinde ertesi gün on tane çocuk ayraç almak için dükkana dalmış, bir seferinde de ayraçları verdiği çocuğu beş dakika sonra görememişti. İyi niyet bir bakıma, suistimal edildikçe filizlenmesi gereken olguydu ona göre. 

   Ertesi günün sabahında Muhsin, dükkanı açmak için merdiveni çıktığında, elindeki boş sepetle birlikte Osman'ı görünce içtenlikle gülümsedi. 

" Ooo Osman Paşa! Yahu sen benden de erkencisin bakıyorum. Onlar nedir öyle? "

" Dün ayraçları bitirmek üzereydim ve bir amca avuç dolusu şeker ikram etmişti. Ben de sepet boş kalmasın diye sizle paylaşayım dedim. Sayenizde hiç olmadığı kadar çok satış yaptım. Bu da dün içtiğim çorbanın parası, borçlu kalmak istemem. "

" Hay yaşa emi! Gel hadi, gel. Madem ilk anlaşmamız harika sonuçlandı, bu yeni iş birliğimizi içeride konuşalım. "

İçeri girince kitap kokusunu içine çekti Osman. Raflardaki renk renk kitaplara bakarken heyecandan avuçları karıncalanmıştı. Bir tanesini alıp inceleyecekti ki, utanarak kendini son anda tuttu. Bunu gören Muhsin, sandalyesine oturup keyifle güldü. 

" Bunların hepsini okudunuz mu? "

" Yok o kadarına ömrüm yetmedi ama eminim sen okuyabilirsin. "

" Nasıl yani? "

" Ohoo Osman Efendi, önce çalışalım sonra sohbet ederiz. Sen al bakalım şuradan süpürgeyi, hadi iş başına. "

" Beni işe mi aldınız!? " şaşkınlıktan istemsizce çenesi düşmüştü.

" Tabii ki öyle, müşteriler süpürecek değil ya, hadi bakalım. "

Osman sevinçten havaya sıçradı ve " dün anlattım ve annem, sizin yüce birisi olduğunuzu söyledi. Çok teşekkür ederim, çok sevindik, neden yüce dedi tam anlamadım ama. Neyse annemin bir bildiği vardır. "

" Bak Osman evladım; insanlar ahlakları kadar güzel, vicdanları kadar yücedir. Annen bunu ima etmiş olacak ki, haklıdır ve asıl ben teşekkür ederim. Sen olmasan Adem abin gelene kadar ben süpürüyor olacaktım ehehe. Hem bu yeni işinle birlikte annen daha çok sevinecektir ve şimdi çalışma vakti. " deyip Osman'ın saçlarını okşadı ve rafları silerek ona yardım etti.

Yorumlar

Posta Kutusu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Lemi Blog

Lemi Blog
Lemi Blog