Mayıs ayının son günlerine gelindiğinde, ilk kez tam anlamıyla düzenimi oturtmuştum. Aslında tramvay karavanım için daha muzip bir isim düşünüyorum ama şimdilik Palas Pandıras Köşkü iyidir. Çifte vagonu, müze gibi dizayn edilen ahşap evleri derken asıl probleme çözüm üretmeyi unutmuştuk. Taşındığımı öğrenen ailem ve komşularımız, karınca disipliniyle yemek getirir olmuştu. Fazladan birkaç buzdolabı almayı düşünmüyor değilim. Kafeden arta kalan zamanlarda bahçe düzeni ile meşgul oldum. Bu arsa eskiden park olduğu için, daha çok çiçeklerle donatmaya çalıştım. Parkın içindeki asfaltlı yolu kaldırıp yerine -İpek'in fikri üzerine- içerisi çiniyle bezenmiş su yolları yaptırdım. Çiçekler, asmalar, su yolları ve küçük havuzlar değil de; inşaat sırasında getirilen büyük ağaçlar beni düşündürüyordu. Neyse ki hiçbirinde sıkıntı olmadı ve yerlerini sevdiler.
Karavanımda durum tıkırında giderken Yirmi Adım Kahvesi ve Körüklü Kahve'de, işler tahminimin ötesinde gelişti. Mahallemizi içine alan semt ile yakınlardaki eğitim fakültesinin bulunduğu semtte birkaç yeni mekan açıldı. Tabii ki hepsi de self servisi, karton bardak uygulamasını getirdi. Fakat mekanımızın açılışında öngördüğümüz tüm aksilikleri yaşadılar. Bir kere, fikirleri yenilikçiydi ama samimiyetsizdi. Bizdeki gibi müşteriye misafir gözüyle değil, -sırf self servis olduğu için- çok pardon keriz gözüyle bakıyorlardı. Ufacık karton bardaklara neredeyse iki katı fiyat çekilirse, elbette tutulmaz. Biz bu yenilikleri yaparken sırf özgün olsun diye, parka kocaman otobüs getirdik. Ah, ah, neyse ki taklitler aslını yüceltir. Yerel medyadaki birkaç röportaj ve haber sayesinde Körüklü Kahve'nin ünü tüm şehir merkezine yayıldı.
Sabahtan beri mekandan için biz diye söz ediyorum, çünkü canım ortağım İpek'i de sayıyorum. Tüm bunları kamelyada oturup not alırken yürüyüş yolundan geliyordu ve beni görür görmez gülmeye başladı.
"Sen şiirlerini kahvaltıdan önce mi yazarsın akıllım?"
"Hayır, ben şiirlerimi gün aymadan yazamam."
"Gün doğalı iki saat oluyor, ohoo!"
"Seni görmedikçe gün aymıyor bana iki ömrümün çiçeği."
Gözlerini devirip koluma girdiğinde ekmek fırınına doğru yürümeye başladık.
"Aklımda güzel bir kampanya var."
"Körüklü Kahve'den iki bardak kahve alana mazot mu ikram edeceğiz?"
Tüm dişlerini göstererek sırıtırken iç çektim.
"Lütfen, kampanya üretme işlemini bana bıraksak?"
"Olur, olur, anlat bakalım."
"Şöyle ki; artık mekanda ilk yarım saat kitap okumak bedava. Sonrasında yarım saat daha okumak için bir kahve siparişi gerekli. Günde toplam bir saat okuyan herkes indirim fişi kazanıyor. İndirim fişi sayesinde Aslan Amca'dan iki kitap, yüzde otuz indirimle satın alınabilir. İkinci kitabı sevdiği birine hediye etmek şartıyla tabii ki. Haftada üç indirim fişi kazanan ise, edebiyat söyleşisine ücretsiz katılabilir."
Fırına girmek üzereydik ki, İpek kaşlarını çatarken dudaklarını araladı.
"Üüf, çok iyi fikir yalnız he! Kahve içmek için hoş bir amaç sağlıyoruz. Kitap okumak için etkili bir yöntem sunuyoruz ve de Aslan Amca'mızın sahafı daha çok müşteri ile buluşuyor. Bir saniye! Söyleşi fikrini kabul eder mi dersin?"
"İnsanların kitap ve kahve sevgisini onun hazine dolu dükkanında birleştiriyoruz. Millet okumayı sevsin, okusun yeter ki, elbette kabul eder. Şu koca ovada ondan başka edebiyat söyleşisi yapacak biri daha yok bence."
"Onun gibi vakur ve ciddi birinin neşeyle tebessümünü görmek için tüm mahalleyi kitap kurdu yaparım."
Simit yerken acıyla gülümsedim. İpek eline aldığı çay bardağını yerine bıraktı.
"Noldu?"
"Yirmi adım atıp yirmi sene geriye gittim. Karşılaştığım ilk kişi Aslan Amca oldu. Biliyor musun, geldiğim zamandan sanki yirmi sene sonrasında, Aslan Amca gibi birine dönüşeceğimi düşünürdüm. Dostları kitaplar olan; muhabbetini de sessizliğini de vakur duvarlarının ardına saklayan biriydim. Bu zamana adım attığımdan beri değişir oldum. Bakma öyle kısa sürede samimiyet kurup da hislerimi belli ettiğime. Eskiden olsa görür, tanır, beğenir ama omuzlarımı silkeleyip gülümser, yoluma devam ederdim. Bu zamanda kendimi değiştiren, geliştiren birçok güzelliğe rastladım ve bunların en kıymetlisi seni tanımak oldu elbette."
"Bazı kişiler zaman içinde değişime uğramak için yolculuğa çıkar, tabii herkesin yolculuğu seninki kadar sıradışı olmaz. Bazı kişilerin ise değişime uğramak için doğru anı beklemesi gerekir. Hiç ummadıkları bir anda, fırsat kapılarını çalıverir."
Kucağında canım kedim Muharrem'i severken gözlerime uzun uzun bakıp gülümsedi. Tam o sırada Tayfun neşeyle masamıza gelip simidimden bir parça kopardı.
"Tayfuncuğum bütün güzel anların katili olmak zorunda mısın, Allah kahretmesin ya!"
İpek kahkahayı basarken Tayfun simit parçasını çiğnemekle meşguldü.
"N'aptım yav!? Muharrem n'öörün?"
"Bir şey yapma, kahvaltını yap! Sonra da yeni kampanyamız için çalışacağız."
"Ne kampanyası?"
"Tayfunlar Kapatılsın için imza toplayacağım!"
Müşterilere bakmak için kalktığımda, İpek'in gözlerinden yaş geliyordu.
Akşam, kampanyadan Aslan Amca'ya bahsetmeye karar verdik. Tabii öncesinde müşterilerin ilgisini de merak ediyorduk. Kahvesini on dakikada içip gidenler bile indirim fişi kazanabilmek için bir saat kitap okudu. Daha ilk günden Aslan Amca'dan indirim fişi kazananların sayısı on ikiyi buluyordu. Eh tabii, kampanyanın hemencecik ilgi görmesinde, öğlen bize yemek getiren Muhtar Hatice teyzemin etkisi büyük oldu. Günün heyecanıyla, Aslan Amca'ya telefon edip akşam dükkanı kapattığın gibi gel dediğimiz için, mekana girdiğinde hafiften bir telaş vardı yüzünde.
"Hayırdır gençler, telefonda sesiniz titriyordu. Ben de şu otobüsle parkta tur atıyorsunuz zannettim."
"Aslında bizim için gayet makul bir fikirmiş Aslan Amca'm fakat seninle daha keyifli bir fikrimizi paylaşmak istiyoruz."
Ayaküstü konuşurken Körüklü Kahve'de, otobüsün en arkasındaki geniş masaya geçtik. Burası akşamları meclisimizin köşesiydi artık. Tayfun da bize kahve servisi yapıp yerine geçince kampanyayı uzunca anlattık. Bizi dinlerken bir yerde kahvesinden yeniden yudum alıp başını öne eğdi. Ah ulan, biliyorum bu mahsun hali. Bir yerde ince düşünememiştik ama hayırlısı. Kahvesini bitirmeye yakın ağzını bıçak açmadı Aslan Amca'nın. Önce gözlerimize bakıp iyice süzdü. Neden sonra bardağını masaya koyup gülümsedi.
"İyi düşünmüşsünüz de ayıp etmişsiniz evlat."
"Eğer senden önce müşterilere kampanyadan bahsetmemizi diyorsan onda haklısın Aslan Amca'cığım." diye araya girdi İpek.
"Yok güzel kızım ondan değil. Yahu sizin bahsettiğiniz indirimi, zaten birçok müşterime yapıyorum. Bunu lütuf gibi sunmak olur mu hiç?"
"Ah be Aslan Amca'm! Onu bilerek öyle düşündüm. Biz yüzde üç indirim yaptık desek bile bu dikkat çekecekti. Eğer oraya bir indirim oranı koymasak, insanlar sevdiklerine de kitap almayı istemeyebilirdi. Ben o açıdan düşündüm."
"Haftada üç indirim fişi kazanan söyleşiye ücretsiz katılma hakkı elde ediyor dediniz. Normalde ne kadar olacak söyleşilerin ücreti? Daha önemlisi edebiyattan bahsetmenin ücreti olur mu evlat?"
"Vallahi kampanyanın o kısmındaki detayları İpek düşündü Aslan Amca'm, hiç bana kaşlarını çatma."
"Bu biletlerin fiyatı ortalama kitap fiyatından çok olmayacak Aslan Amca'cığım. Her ay bu ücretleri biriktirip imkanı olmayan çocuklara kitaplar alacağız. Hatta köy okullarına kütüphane bile kurmayı hedefliyoruz."
"Hay yaşa kızım! Şunu en başta desenize. En erken tarihimiz ne zaman bakalım?"
"Senin için de uygunsa cuma akşamlarını düşündük Aslan Amca. Mayıs ayının son günü başlayalım."
"Olmaz, olamaz!"
Üçümüz de aynı şaşkınlıkla Tayfun'a baktık. Tepkisindeki abartıyı fark etmiş olmalı ki mahcubiyetle devam etti.
"Olamaz yahu. O gün dünya kupası başlayacak."
"Hayda! Maçlar saat kaçta?"
"Orada akşam oynanacak ama bizde gündüz saatlerinde. Arada yedi saat var."
"Ulan Tayfun iyi ya işte! Daha iki günümüz var. Benim ahşap evlerden birinde fazladan büyükçe bir televizyon var. Yarın sabah ilk iş onu getirelim seninle. Mekanda uygun bir yeri televizyon ünitesi olarak ayarlarız. Dünya kupası süresince maç yayını vereceğiz. İlk maç için kaç kişiye ulaşırsak o kadar iyi."
"Hem söyleşiden hem de kitap kampanyasından bahsedip maçlar için de az bir ücret alsak nasıl olur?"
"Ohoo gençler, anlaşılan bu turnuva bitmeden bir köye kütüphaneyi kurarız bile. Hay maşallah!"
Aslan Amca'm haklıydı, yine son dakika zehir gibi çalışmıştı Tayfun'un kafası.
"Eğer bu kampanyalar tutarsa, sabah bahsettiğim Tayfunlar Kapatılsın kampanyasında ciddiyim, ona göre!"

Yorumlar
Yorum Gönder