Ana içeriğe atla

Translate

Önemli Açıklama!

Burada paylaştığım ve paylaşacağım her türdeki eser, tamamıyla ve yalnızca bana aittir. Farklı bir platformda, eserlerimden izinsiz alıntı yapanlara, eserlerimin tamamını veya bir kısmını kopyalayanlara karşı, her türlü hukuki süreci izleyeceğime emin olabilirsiniz.

Yalnızca kaynak gösterilmesi ve izin alınması koşuluyla alıntı yapılabilir.

Üstelik bu platformda; gelişmeyi desteklemeyen hiçbir eleştiri, dikkate alınmamaktadır...

No.15 / Dünya Kupası, Sürprizli Söyleşi ve İki Yüz Elli Kitap

 


    Aslan Amca'mın edebiyat söyleşileri öngördüğümüzden çok daha yoğun geçiyor. Ekmek Teknesi'ndeki Heredot Cevdet'i çoktan solladık desem yalan olmaz vallahi. Eh, bunda Dünya Kupası'nın ve mekanın bir köşesine kurduğumuz televizyon yayınının da etkisi vardı haliyle. Yine de mahalleliye kitap aşkı kazandırdığımız için çok mutluyum. İnanması zor belki ama mahalledeki herkes kitap okumakla kalmadı, Aslan Amca'mın dükkanı önünde kuyruk oluşturup sevdiklerine de kitap aldılar. Tüh yahu! Az kalsın söylemeyi unutuyordum. İpek, ihtiyaç sahibi okullara kütüphane kurma fikrini, daha önce bizle röportaj yapan yerel basınla paylaştı. Bu akşamki söyleşiye bizzat gelip projemizin tanıtımını yapacaklar.

Günün heyecanı yüzünden gece zor uyumuştum ve evden çıktığımdan beri uykum biraz daha açılsın diye hızlı hızlı yürüdüm. Aklımda daha nice güzel düşüncelerle fırından çıkıp parka girdiğimde, Tayfun'un çoktan gelip avludaki masaları temizlediğini gördüm.

"Ohoo ne yapıyorsun bu saatte Tayfun? Okul ne oldu bakalım!?"

"Günaydınlar efendim, günaydınlar. Dönem sonuna geliyoruz be ağa, devamsızlık hakkım var ki."

"Neyse, ev halkı kızarsa karışmam, şimdiden söylüyorum. Hem temizlik için acele etme, bugün tam kadroyuz. Öğleden sonrası için Esra ve Nur ablalarım organizasyonu kurdular. Hep birlikte akşamın hazırlığını yapacağız."

"Tamam, tamam. Dün Aslan Amca'yla görüştüm, daha erken gelecekmiş. Yahu o değil de, bu gazeteciler erken gelmesin?"

"Zannetmiyorum, İpek onlarla saati görüşmüştü. Ya gardaşım bırak hadi buradaki masaları. Sen bir kahve hazırla, ben de şu simit ve poğaçaları pay edeyim. İpek gelince kahvaltı ederiz."

İçeri geçtiğimizde ben masayı ayarladım ve kahveler de olmak üzereydi.

"Valla seni bilmem de ağa, ben hiç heyecanlı değilim."

"O niyeymiş?"

"Yok, bugün için heyecanlıyım da, yarınki üçüncülük maçını diyorum."

"Ee, Tayfun Bey! Ben söylediğimde inanmamıştın."

Tam bu sırada İpek içeriye girdi.

"Ağa üçüncü olmamız güzel de, keşke zamanında demeseydin. Herkes maç sonları kutlama yaparken benim için keyfi olmadı bu turnuvanın."

"Aaa... Haksızlık ama ya! Tayfun, hadi Çağrı neyse, sen biliyor muydun tüm maçların sonucunu?"

"Maalesef, bilmek zorunda kaldım Allah kahretmesin."

"Çok ayıp ama yarın için de çok heyecanlıydım oysaki!"

"Yahu üzülmeyin buna. Hem yarın maçtan sonra tüm mahalle konvoya çıkarız, siz o zaman görün coşkuyu."

"İkide miydi maç?"

"Evet, Muharrem'i de getir. O da katılır kutlamalara."

İpek neşeyle alkış tuttu.

"Ona kırmızı, beyaz renkli bere mi örsek?"

"Bu sıcakta!?"

"Aynen Tayfun'um! Kedinin bere takması çok normal, hava anormal değil mi?"

"Valla yarını bilmem de bu akşam güzel geçsin, sana Serhat Akın forması alacam, söz."

"Ooo, öyleyse Temmuz gelsin, benim de sürprizim olacak."

"Neymiş ki?" diye araya girdi İpek.

"Tayfun'a Tuncay Şanlı forması almayı düşünüyordum. Birkaç gün sonra Fenerbahçe'ye imza atar."

"Yav süprizi batsın ama ya! Durduk yere gelecekten haber aldık arkadaş."

    Öğlen, tam da konuştuğumuz vakitte mahalleden ablalarım geldi. Kısa bir kahve molası ve iş bölümünün ardından herkes bir işin ucundan tutmaya başladı. Tayfun, televizyon ünitesinin altındaki oyun konsolunu ve kasetleri düzeltiyor, abim de Esra abla ve Muhammet abiyle birlikte söyleşinin afişlerini ve yarınki maçın süslemelerini ayarlıyordu. İpek, Hatice ablayla birlikte tezgahı düzenlerken Nur ve Rabia ablalarım da Körüklü Kahve'yi yeniden temizliyordu. Rabia ablam avluya çıkıp bana seslendi.

"Buradaki müzik sistemi nasıl açılıyordu Çağrı? Biz Kayahan'ın bir kasetini getirdik de."

Onlara yardımcı olurken sıkıca tembihledim.

"Aman diyeyim, sesi çok açmayın. Acil durum oluşunca sığınaklara kaçalım."

"Ne acil durumu!?"

"Biz daha yeni çalışmaya başladık, az sonra bizimkilerden pasta börek bombardımanı başlar."

Nur ablam kahkaha atarak araya girdi.

"Endişe etme, biz önce çalışalım öyle hak edelim dedik."

Avluya çıkıp panoya duyuruları yazarken Tayfun yanıma geldi.

"Ağa az önce Aslan Amca aradı. Biraz gecikebilirmiş, gelmeden önce yirmi tane tabure ayarlamamızı söyledi."

"Hayda.. Erkenden geleceğini söylemişti, ayrıca ne yapacağız o kadar tabureyi?"

"Bilmiyorum ki. Bizdeki sandalyeler yeterliydi aslında, misafir mi gelecek ki?"

"Neyse vardır elbet bir hikmeti. Sen abimle Muhammet abiyi al, çevredeki kahvelere uğra. Ne kadar toplayabilirsek iyi."

    Bugün için sadece biz heyecanlı değilmişiz meğerse. Tayfun ve abimler, sandalyeleri toplamakla kalmayıp kahvedeki insanları da beraberlerinde getirdi. Komşular, çevre esnaflar, park sakinleri derken şimdiden Yirmi Adım Kahvesi ve avlu dolmuştu. Otobüsteki ses sistemi sayesinde Körüklü Kahve de söyleşi için dolup taştı. Erken gelenlerden bazıları söyleşi vaktine kadar kitap ve dergi okumaya koyuldu. Doksanlar pop müziği çalınırken mahallelinin saygı dolu fısıltılı muhabbeti kitap okuyanların sessizliğiyle eşsiz bir manzara oluşturuyordu. Gazetecileri karşılayıp yerlerini gösteren İpek, yüzümdeki tatlı tebessümü seyre daldı. Tam da şu anda, bu zamanı yaşıyor olmamın neşesi vardı yüzümde. Buna birçok kez şahit olduğu için dişlerini göstererek sırıttı İpek. Hatice ablamın muzip bakışları ve koluma isabet eden çimdikle kendime geldiğimde, mekanın kapısında Aslan Amca'm göründü. Beraberinde neredeyse yirmi çocukla birlikte içeri girip herkesi selamladı.

İsteği üzerine, köşedeki masasının önüne tabureleri sıralamıştık. Meraklı ama bir o kadar da utangaç bakışlarını etrafta gezdiren çocukların hepsi oturduktan sonra, yerine oturdu. Çocukların aileleri de kendilerine yer bulunca uzun uzun bana bakıp gülümsedi Aslan Amca'm.

"Müsaade var mıdır aslanım?"

"Estağfurullah Aslan Amca'm mekan senindir, hele ki bu vakitlerde."

"Eyvallah." deyip gülümsedikten sonra herkese göz gezdirdi. "Benim burada bulunan herkese ayrı ayrı teşekkür borcum vardır. İpek, Çağrı, Tayfun böylesine güzel bir projeyi düşünmüşler ve edebiyat üzerine hasbihal etmek için de beni layık görmüşlerdir. Hem onlardan hem de bunca zamandır sözlerimi işitmek için burada bulunan herkesten Allah razı olsun. Bu vakte dek, sizlerle doğunun ve batının edebiyatındaki önemli şahsiyetler üzerine konuştuk. Bu akşam da niyetim Julio Cortazar ustadan bahsetmekti. Lakin kitaplar aziz dostlarım olduğu gibi, onlardan başka da aziz dostlarım vardır elbet. Söyleşimizde bu sefer, o aziz dostlarımdan bahsetmek isterim."

Önünde sevinçle oturan çocuklara bakıp tebessüm etti.

"Bildiğiniz gibi söyleşilerimizin paralı olmasının da, kitap kampanyalarımızın da yegane sebebi, ihtiyaç sahibi okullara kütüphaneler kurmaktır. Dükkanıma uğrayan herkese buradaki projemizden bahsederim. Kısa zaman önce de kendileri küçük, yürekleri kocaman olan aziz dostlarımla tanıştım. Hangi okul olduğunu burada dile getirmek istemem, beni mazur görün lütfen. Fakat bu aslanlar, okullarının kütüphaneye ihtiyacı olduğundan bahsedip öğretmenlerinin bu konuda ne kadar çaresiz kaldıklarını anlattılar. Ben de okullarında gizli bir teşkilat kurup ne kadar kitaba ihtiyaç duyacaklarını tespit etmelerini istedim. Ayrıca bu akşamki söyleşimize de davet ettim tabii. Teşkilatın sözcüsü olan Kadir'e bir sorum var izninizle."

Sarışın, mavi gözlü çocuk, ismini duyunca merak içinde ayağa fırladı.

"Söyle bakalım Kadir aslanım, siz kaç kitaba ihtiyaç olduğunu söylemiştiniz?"

"Teyzem başka bir okulda öğretmendir Aslan Amca. Ben hem aileme hem ona da danıştım sonra. Yaklaşık iki yüz kitap gerekiyor."

Sayıyı duyunca sol gözümden bir damla yaş aktı. Aslan Amca'mın yüzünde ilk defa bu kadar büyük bir tebessüm görüyordum.

"Şimdi de sen söyle bakalım Çağrı aslanım. Üç gün önce, elimizdeki para ne kadardır, kaç kitap alabiliriz diye sormuştum."

Sesim titremesin diye kendimi zorladım.

"İki yüz elli kitap eder dedim ama sen sahafsın ne diye bana sorarsın diye de merak etmiştim Aslan Amca'm."

"Evet çocuklar, Çağrı abiniz de ancak bu kadarını bilir. Ben sizleri söyleşiye davet ettim ki, müjdeyi hep birlikte öğrenin istedim. Okulunuza gönderilecek olan iki yüz elli kitap, dükkanımda hazır duruyor." Çocuklar neşeyle ellerini çırpıp Aslan Amca'ya koştular. Mekan kuvvetli bir alkışla çınladı. "Ee, onca koliyi buradaki abi ve ablalarınızla taşırsınız değil mi? Ben biraz yaşlandım çünkü."

Kadir birkaç arkadaşıyla koşup bana da sarıldı. Tayfun ise eğilip onlara şeker dağıtmaya koyuldu.

"Evet alın bunları küçük azizler. Sizlere akide şekeri, Çağrı abinize de Serhat Akın forması..."

Yorumlar

Posta Kutusu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Lemi Blog

Lemi Blog
Lemi Blog