Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Translate

Yasal Koruma Logosu

VayLemiGencay © 2017 by Vay Lemi Gencay is licensed under CC BY-NC-ND 4.0

Önemli Açıklama!

© 2017 - 2026 Vay Lemi Gencay. Tüm Hakları Saklıdır. Bu sitedeki tüm içerikler Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International (CC BY-NC-ND 4.0) lisansı ile uluslararası koruma altındadır. Bu blogda (blogspot.com) yayınlanan tüm şiir, öykü, deneme ve diğer edebi eserlerin telif hakları münhasıran Vay Lemi Gencay'a aittir. Sitede yer alan hiçbir içerik; 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yazarın yazılı izni olmaksızın kısmen veya tamamen kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, ticari amaçla kullanılamaz veya başka dijital platformlarda (web siteleri, sosyal medya vb.) yayınlanamaz. Paylaşım ve Alıntı Şartları: Eserlerden yalnızca kaynak gösterilerek, aktif link verilerek ve eserin bütünlüğü bozulmayacak şekilde (en fazla 1-2 cümlelik) kısa alıntılar yapılabilir. Aksine davrananlar hakkında yasal yollara başvurulacaktır.

No.2 / Park, Kartopu ve Kardan Adam

     Bir numaralı hattın otobüsü, tıpkı eski günlerde olduğu gibi Kayalıpark tarafından, Alaaddin duraklarına geldi. Kar şiddetini epeyce artırmışken, bense etrafımdaki gençlerin üzerindeki rengarenk montlara bakmaktan kendimi alamıyordum. Şu normal bel, bol paça pantolonlara da bir bakın! Doksanlar ve iki binler modasından daha güzel ne vardı ki? Otobüse binip Konya'nın toplu ulaşım kartı olan Elkart'ı cihaza tuttum. Oha, ne kadar ucuz!? Elkart'ımın farklı tasarımına bakacaktı ki, iyi yolculuklar dileyerek kartı cebime koydum. Dalgınlığım başıma daha çok iş açacağa benziyor. Bu eski otobüslerin deri koltuklarına bayılıyorum. Kar yağışını keyifle izleyerek 2002'nin aslında harika bir sene olduğunu düşündüm. Vay be, bu hattaki otobüsün daha çok yolcusu varmış demek. Tabii yine bir dalgınlıkla yolculuk boyunca akıllı telefonumdan müzik dinledim. Neyse ki hiç kimse, bir başkasını umursamıyor. Veyahut saygı duyuyor desek yeridir. On beş dakika sonra duraktan indiğimde, kar ...

No.1 / Yirmi Adım

       Şubat ayının ortasında da Konya, insanları şaşırtmayıp kupkuru ayazına devam ediyordu. Bense Alaska'daki kızakçılar gibi giyinerek, kursa kaykayımla gelmekte ısrarcıyım. Ne kursu diye sormayın lütfen, diksiyon diye kaydoldum ama İtalyancadan dramaya bir sürü derse giriyorum çok şükür. Belediyenin joker kursiyeri olarak, bizzat başkan tarafından plaket alabilirim veya toplu ulaşım kullanımından bile aforoz edilebilirim, emin değilim. Bu satırları günlüğüme kaydetmekle meşgulken, dersin bittiği söylendi ve öğretmenimizin meraklı bakışlarına ciddiyetle karşılık verip tahtadaki tekerlemeyi de not ettim. Defterimi sevimli çantama koydum, daha sevimli olan atkımı dolayıp beremi de takınca hızla binadan ayrıldım. Beremin ne kadar sevimli olduğuna dair detay vermek isterdim ama önce eve gitmeliyim.  Sokağa inince sınıftaki Gizem'i gördüm. Beni, burun hizama dek yüzümü örten atkım ve yumoş tüylü pilot beremle görüp de ürkmeyen nadir insanlardan biriydi. Yine gülüm...

Ön Söz / Hypatia - Ahmose

     Hypatia ve felsefesi... Neydi onun özgün ve çarpıcı felsefesinin sırrı? Yaşadığı dönemdeki diğer filozofların deyimiyle, Platon'un ruhu ve Afrodit'in bedeninin muazzam sentezinde mi saklıydı? Yoksa mantık bilimini, sarsılmaz surlarla çeviren engin fikir dünyasında mı saklı? Bu kitapta naçizane; Hypatia'nın, berraklığıyla göz kamaştıran düşünce yapısına tanık olacağız. Öyleyse bu kitaba yalnızca araştırma-inceleme eseri diyebilir miyiz? Esasında hayır... Akdeniz'in parlayan yıldızı, İskenderiye'nin sokaklarında başlayıp Nil kıyıları boyunca sürecek yolculukta, Hypatia ve kıymetli öğrencisi Ahmose'ye eşlik edeceğiz. Unutulmamalı ki, her yolculuk; zihnimizde gezinen soruların cevaplarını bulmak için de fırsatlar sunar. Bizler de, bu yolculukta; Hypatia'nın özgün felsefesine tanık olurken, belki de hepimizin aklını kurcalayan sorulara cevap arayacağız.  Peki ya Hypatia; kendisini dindar olarak gören o bağnazların saldırısıyla hayata veda etmeseydi, daha uzu...

Ön Söz / Palas Pandıras

     Daha önceleri, rüyalarımdan esinlenip şiir yazmışlığım vardır, çok da keyifli olmuştu doğrusu. Fakat bu sefer gördüğüm rüya; öylesine detaylı ve çarpıcıydı ki, bunu mutlaka öykü haline getirmem gerektiğini hissettim ve bunun için bilinçaltıma minnettarım. Haliyle bu kararımın spontane geliştiğini varsayarsak, bence yeni öykümüz için güzel bir isim buldum. Ön sözü biraz daha uzatırsam rüyamdan bahsetmem gerekecek ve şu an için heyecanı da diri tutmak istiyorum. O sebeple; rüyama ve sonrasında yaşanabilecek ihtimallere, gelin hep birlikte şahit olalım.      Yirmi adım ilerleyip yirmi yıl geriye gidebilen Çağrı'nın öyküsü, Palas Pandıras , Vay Lemi Gencay 'dan sizlerle...      2002'ye selam olsun...

Yarım Gönlümün Tam Gülü...

    Duydum ki sessiz sedasız uğramaktasın, Akşamüstü bulutlarınca, Meğer ondan, titrer dizlerim, Tramvayın basamağına, İlk adımını atan bir çocukça, Gerçi hoş, İlk adımlarında tramvay da titremekte, Sarsılır koltukları,  Seninle çarpan yüreğime nispetle,  Çocukluğum, tıngır mıngır ilerlemekte, Enginlerine dimağımın,   Bir an için kayboldum, Duraklardan akın eden kalabalıkta, Çiçeğim, çoktan gelmişsin bile, Kompartımanlar aşkına! Tebessümünle raks eden gamzene, Boynuna konuveren benine,  Kurban olduğum, Yarım gönlümün tam gülü, Ağustos meltemi, Haziran yağmurum...

Haklılık Psikolojisi Üzerine

   Bu hayatta bir şeyi çok istiyorum, yanılmayı.... Esasında böylesi cümleyi gündelik hayatımda kursam, beni az çok tanısalar dahi, çevremdeki pek çok kişinin aklına; benmerkezci, narsist veya daha önce karşılaşmadıkları bir kibir abidesi profil gelebilirdi. Gerçi beni tanıyan insanlar böyle düşünse gücenirdim, bana bu tip kişilik bozukluklarını uygun gördükleri için. Tabii işin şakası bir yana dursun, ön sözde de belirttiğim, Stefan Zweig'ın şu demecini yinelemek isterim. "Ana kahramanı, daha doğrusu odak noktası ben olan bir kitap yazma yürekliliğini gösterebilmem için, tek bir kuşağın yaşamak zorunda kaldığı olaylardan, felaketlerden ve çetin sınavlardan çok daha fazlası gerekliydi."   Tabii öncelikle bu haklılık ilkesinin ne üzerine yoğunlaştığını görmek lazım. Vakti zamanında, aniden keşfetmiş olduğum yeteneğimi kullanarak karakter analizlerinde bulunduğumda, bu haklılığı yaşıyorum. Nadiren ortaya çıkan ufak tefek pürüzler dışında pek yanılmadığım için, haklılık...

Alınteri Döker Kalemim

    Korkarım, Gün olur da, Saçının tellerine uğurladığım, Şiirlerimi görmezsin diye, Sorarım, Kendime, Bazı zamanlarda, Okusan ne hissederdin, Hoşuna gider miydi diye, Bu ihtimalde dahi titrer kalemim, Bak, cemre düştü toprağa, Alınteri döker kalemim, Filizlenir gamzelerinde tohumları, Tebessümün değeli dimağa,   Derler ya hani,  Gün olur asra bedel, Gamzelerini düşlediğim, Bir seher vakti gelir, Demet dolusu dizelere bedel...

Posta Kutusu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Lemi Blog

Lemi Blog
Lemi Blog