Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Translate

Yasal Koruma Logosu

VayLemiGencay © 2017 by Vay Lemi Gencay is licensed under CC BY-NC-ND 4.0

Önemli Açıklama!

© 2017 - 2026 Vay Lemi Gencay. Tüm Hakları Saklıdır. Bu sitedeki tüm içerikler Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International (CC BY-NC-ND 4.0) lisansı ile uluslararası koruma altındadır. Bu blogda (blogspot.com) yayınlanan tüm şiir, öykü, deneme ve diğer edebi eserlerin telif hakları münhasıran Vay Lemi Gencay'a aittir. Sitede yer alan hiçbir içerik; 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yazarın yazılı izni olmaksızın kısmen veya tamamen kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, ticari amaçla kullanılamaz veya başka dijital platformlarda (web siteleri, sosyal medya vb.) yayınlanamaz. Paylaşım ve Alıntı Şartları: Eserlerden yalnızca kaynak gösterilerek, aktif link verilerek ve eserin bütünlüğü bozulmayacak şekilde (en fazla 1-2 cümlelik) kısa alıntılar yapılabilir. Aksine davrananlar hakkında yasal yollara başvurulacaktır.

Haklılık Psikolojisi Üzerine

   Bu hayatta bir şeyi çok istiyorum, yanılmayı.... Esasında böylesi cümleyi gündelik hayatımda kursam, beni az çok tanısalar dahi, çevremdeki pek çok kişinin aklına; benmerkezci, narsist veya daha önce karşılaşmadıkları bir kibir abidesi profil gelebilirdi. Gerçi beni tanıyan insanlar böyle düşünse gücenirdim, bana bu tip kişilik bozukluklarını uygun gördükleri için. Tabii işin şakası bir yana dursun, ön sözde de belirttiğim, Stefan Zweig'ın şu demecini yinelemek isterim. "Ana kahramanı, daha doğrusu odak noktası ben olan bir kitap yazma yürekliliğini gösterebilmem için, tek bir kuşağın yaşamak zorunda kaldığı olaylardan, felaketlerden ve çetin sınavlardan çok daha fazlası gerekliydi."   Tabii öncelikle bu haklılık ilkesinin ne üzerine yoğunlaştığını görmek lazım. Vakti zamanında, aniden keşfetmiş olduğum yeteneğimi kullanarak karakter analizlerinde bulunduğumda, bu haklılığı yaşıyorum. Nadiren ortaya çıkan ufak tefek pürüzler dışında pek yanılmadığım için, haklılık...

Alınteri Döker Kalemim

    Korkarım, Gün olur da, Saçının tellerine uğurladığım, Şiirlerimi görmezsin diye, Sorarım, Kendime, Bazı zamanlarda, Okusan ne hissederdin, Hoşuna gider miydi diye, Bu ihtimalde dahi titrer kalemim, Bak, cemre düştü toprağa, Alınteri döker kalemim, Filizlenir gamzelerinde tohumları, Tebessümün değeli dimağa,   Derler ya hani,  Gün olur asra bedel, Gamzelerini düşlediğim, Bir seher vakti gelir, Demet dolusu dizelere bedel...

Şimdi Seninle Beyazıt'ta...

  Seni gördüm, meydana çıkan cadde üzerinde,  Pek bir keyifliydin, Her zaman uğradığın mekandan ayrılırken, Yine karaları çekmişsin ahu gözlerine, Kleopatravari, Şimdi nar tanesi o dudakların,   Gölge düşmüş tebessümüne, Adımlarında saydım kederini, Güneş tenine değmez olmuş,  Yine perde çekmişsin güzelliğine,   Bir telaş, Martılar kuytu kovalarken, Gün batımı uğrarken,  Süleymaniye'nin avlusuna, Şimdi seninle Beyazıt'ta,  Acı bir kahve içmek vardı... 

NkO - 15 / Tahayyül

    1    Gülşen    İşte bu hengameyi seviyorum. Tezgaha gelişigüzel savrulan domatesler, birbirinin üstüne çullanmış biberler, her biri farklı patatesler ve tabii ki etrafa boş gözlerle bakan balıklar. Bu mevsimde mi!?  Neyse ki, bunların hiçbiriyle işim yok. Tabii bu hengameye, birbiriyle çarpışmak için can atan pazar arabalarını da katmalıyım. Ah, işte buldum, yine de listeye yeniden bakmalıyım. Muz, çilek, böğürtlen ve kiraz... Puf, ananası bulamadım, şunları dükkana bırakayım bari.    Simge    Vay canına! Bu parçalar güzelmiş de hangi rafa koysam acaba? Şu ikisi Pessoa, daha Pavese de var tabii. Şu iki tane Beş Şehir'i yerleştirmem lazım önce. Of neden bunları karmakarışık paketlerler ki? Dükkanda kimselerin olmadığı zamanlar yeni kitapları koklarım. Imm mis gibiler. Raflar hallolduğuna göre editörlüğe devam. Nadir Bey yine tam vaktinde gelir umarım. Kendisi yüksek lisanstan hocam ve sağ olsun, bu sahafta da bana editörl...

NkO - 14 / Mendil

   Muhsin, sabahın erken saatlerinde dükkanı açıp çalışanları beklemeden temizliğe koyuldu. Her zamanki gibi kitap kokusu sarmıştı sahafı. Aklına esen ilk türküyü mırıldanırken pencereye çevrildi bakışları. Dışarıda esen rüzgardan daha hızlı kesildi neşesi. Dükkana girerken dikkat etmemişti, karşı kaldırımda oturup mendil satan çocuğa. Süpürgeyi bir kenara bırakıp arka taraftaki ofise geçerek oradaki büyük poları aldı. Merdivenlerde üç yıldır yanında çalışan Adem'e rastladı.  " Adem evladım, yerleri süpürüyordum yarım kaldı. Sen devam eder misin, hemen geleceğim. " " Olur tabii ustam, sen niye zahmet ettin ki hem? " diye sorarken anlam veremeyerek polara bakıyordu. " Hadi, hadi, lafa tutma beni. " Koca sokaktan tek tük kimseler geçiyordu bu saatte. Gözü kör olmayasıca Mart! Nasıl da soğuktu... Hiçbir şey demeden usulca poları, çocuğun sırtına örttü Muhsin. " Teşekkür ederim Amca. " " Ne kadar bakalım mendiller paşam? Adın ne senin? ...

İyi Hatırlarım...

  İyi hatırlarım, Eskiden ayın sadece yarısı Aydınlık olurdu, Tebessümünü gördü göreli, Dolunaya da bürünür oldu...   Seviyorsam akşamları, vazgeçemiyorsam gecelerin huzurundan, bil ki; en çok da, dolunay bana eşlik ettiği içindir. Güneşi yansıtır aslında derler, doğrudur... Lakin eksiktir bu bilgi. Bana seni yansıttığını bilmezler çünkü... İster Mart'ın Şubat'ı aratan ayazı, isterse Mayıs'ın hoyrat rüzgarı olsun. Ben en çok da, Nisan'ın tatlı mı tatlı meltemlerinde severim, dolunaya eşlik etmeyi. Tuhaftır... Hırkamı, fularımı savururken, saçlarını narince okşamaktadır o meltemler...

NkO - 13 / Mini Petit Beurre...

       Bugün dükkanı erken kapatmıştı Sahir. Geçenlerde Hande'den aldığı taba renkli, deri ceketini sırtına geçirip fötr şapkasını da taktı ve esnaf komşularına hızlıca selam vererek çarşıdan ayrıldı. Mahalle meydanına doğru giderken aklı halen, otobüste gördüğü o kızdaydı. İsminin anlamı gibi uykusuzdu Sahir, o yüzden onu düşünüp de hüzünlenme vaktini geceki yürüyüşlerine saklayabilirdi.  Salkımlı Meydan'a yaklaşırken yine bir Zeki Müren şarkısı mırıldanmaya başladı. " Erkilet güzeli bağlar bozuyor, amanın amaaan, yar yandım aman. Kirpikleri kalem olmuş yazıyor, canııım, canııım. " " Tek tek basaraaaktan. " " Bade süzereeekten. " " İnci dizereeekten. " " Gel caaanım, gel amaaan... " " Ooo Caniko! " " Ooo Aliko! " Bu güzel resital sona erince Aliko ile kucaklaştı. Sahir, tıpkı Hande'nin olduğu gibi Aliko'nun da çocukluk arkadaşıydı. Hele ki Aliko ile her görüştüklerinde, geyik muhabbetinin dibine vuru...

Posta Kutusu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Lemi Blog

Lemi Blog
Lemi Blog