Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Translate

Yasal Koruma Logosu

VayLemiGencay © 2017 by Vay Lemi Gencay is licensed under CC BY-NC-ND 4.0

Önemli Açıklama!

© 2017 - 2026 Vay Lemi Gencay. Tüm Hakları Saklıdır. Bu sitedeki tüm içerikler Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International (CC BY-NC-ND 4.0) lisansı ile uluslararası koruma altındadır. Bu blogda (blogspot.com) yayınlanan tüm şiir, öykü, deneme ve diğer edebi eserlerin telif hakları münhasıran Vay Lemi Gencay'a aittir. Sitede yer alan hiçbir içerik; 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yazarın yazılı izni olmaksızın kısmen veya tamamen kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, ticari amaçla kullanılamaz veya başka dijital platformlarda (web siteleri, sosyal medya vb.) yayınlanamaz. Paylaşım ve Alıntı Şartları: Eserlerden yalnızca kaynak gösterilerek, aktif link verilerek ve eserin bütünlüğü bozulmayacak şekilde (en fazla 1-2 cümlelik) kısa alıntılar yapılabilir. Aksine davrananlar hakkında yasal yollara başvurulacaktır.

7.45 Otobüsü

       İlk sabahın telaşı içinde durağa koşturuyorum, Mirkelam'dan hallice... Pervasız otobüse yetiştim neyse ki, bir azimle kitabımı okumaya koyuldum. Bir durak sonra da yanıma oturdun, başka yerler boşken. İki dakikada kitaba dalınca yüzünü net görememiştim. Fakat epeyce emindim... Arada sırada otobüste rastladığım, arkalara doğru geçerken, her seferinde kısaca bir bakış attığım kişi sendin. Bunlar hatırıma düşmüşken, kitaba nasıl odaklanabilirdim? O da nesi? Meğerse ineceğimiz durak ta, gideceğimiz yer de aynıymış...      Ertesi gün farklı bir telaş vardı üzerimde. Adına 7.45 otobüsü demiştim ama sağı solu belli olmazdı elbet. Otobüs pervasız olsa da ben kararlıydım ve senin geleceğin durağa yürüdüm. Ertesi gün, onun da ertesi günü ve daha nicesi... Her sabah gözlerinde daha çok tebessüm vardı sanki. Bazı anlar kaçamak bakışlarımız birbirine kavuştu mu dersin?      Bir sabah durakta seni tanıyan birisi daha vardı, belli ki komşundu. S...

Gölge Yağıyor Yüreğime...

         Gölge yağıyor yüreğime… Gecenin bir yarısı çiseleyen yağmurla aynı ritimde. Daha akşamüstü oturup da günbatımını izlediğim o bankta, şimdi yağmur damlaları cirit atmakta. Şeffaf şemsiyemden gökyüzünü seyredebiliyorum neyse ki. Bankın az ötesindeki andız ağacı, ıslandığından olsa gerek bu gece daha hırçın duruyor. Yıldırımdan değil de ondan çekindiğim için bankın diğer tarafında dikiliyorum. Çiseleyen yağmuru taklit edermişçesine, hafif bir meltem var. Sokak lambalarının huzmelerinde dans ediyor yağmur ile gölgeler… Islak çimen ile toprak kokusu, durağanlığa karşı savaşmakta. Yüreğimde gölgeler dolusu fırtına, hoyratça hükmediyor adımlarıma. Bilesin; bu gece seni, tam da böyle bir sahnede, sükuta bürünmüş parkı adımlarken düşünüyorum.

No.15 / Dünya Kupası, Sürprizli Söyleşi ve İki Yüz Elli Kitap

      Aslan Amca'mın edebiyat söyleşileri öngördüğümüzden çok daha yoğun geçiyor. Ekmek Teknesi'ndeki Heredot Cevdet'i çoktan solladık desem yalan olmaz vallahi. Eh, bunda Dünya Kupası'nın ve mekanın bir köşesine kurduğumuz televizyon yayınının da etkisi vardı haliyle. Yine de mahalleliye kitap aşkı kazandırdığımız için çok mutluyum. İnanması zor belki ama mahalledeki herkes kitap okumakla kalmadı, Aslan Amca'mın dükkanı önünde kuyruk oluşturup sevdiklerine de kitap aldılar. Tüh yahu! Az kalsın söylemeyi unutuyordum. İpek, ihtiyaç sahibi okullara kütüphane kurma fikrini, daha önce bizle röportaj yapan yerel basınla paylaştı. Bu akşamki söyleşiye bizzat gelip projemizin tanıtımını yapacaklar. Günün heyecanı yüzünden gece zor uyumuştum ve evden çıktığımdan beri uykum biraz daha açılsın diye hızlı hızlı yürüdüm. Aklımda daha nice güzel düşüncelerle fırından çıkıp parka girdiğimde, Tayfun'un çoktan gelip avludaki masaları temizlediğini gördüm. "Ohoo ne yapıyors...

Mehtapta Raks

  Kavuşuruz elbet, Bulutların mehtapta raks ettiği bir gece, Zülfün teline meltemin değdiği, O seher vaktinde...

Beyazıt Çınlıyor Şimdi

  Serin ve de kararlı bir yağmurun altında, Beyazıt çınlıyor şimdi,  Tam da ikindi ezanında, Sence de tuhaf değil mi? Bir tebessüm, ne çok keder biriktiriyor hatırında?

No.14 / Yarım Saatlik Kampanya

     Mayıs ayının son günlerine gelindiğinde, ilk kez tam anlamıyla düzenimi oturtmuştum. Aslında tramvay karavanım için daha muzip bir isim düşünüyorum ama şimdilik Palas Pandıras Köşkü iyidir. Çifte vagonu, müze gibi dizayn edilen ahşap evleri derken asıl probleme çözüm üretmeyi unutmuştuk. Taşındığımı öğrenen ailem ve komşularımız, karınca disipliniyle yemek getirir olmuştu. Fazladan birkaç buzdolabı almayı düşünmüyor değilim. Kafeden arta kalan zamanlarda bahçe düzeni ile meşgul oldum. Bu arsa eskiden park olduğu için, daha çok çiçeklerle donatmaya çalıştım. Parkın içindeki asfaltlı yolu kaldırıp yerine -İpek'in fikri üzerine- içerisi çiniyle bezenmiş su yolları yaptırdım. Çiçekler, asmalar, su yolları ve küçük havuzlar değil de; inşaat sırasında getirilen büyük ağaçlar beni düşündürüyordu. Neyse ki hiçbirinde sıkıntı olmadı ve yerlerini sevdiler. Karavanımda durum tıkırında giderken Yirmi Adım Kahvesi ve Körüklü Kahve'de, işler tahminimin ötesinde gelişti. Mahallemi...

Nahif Bir Gonca Gül

Vesselam, güzel isimdir Hüseyin, Kendisi nezdimde makamdır, bugünle birlikte, Vedasının hüznü dahi misk kokulu, Nahif bir gonca güldür, makamı veren, Tebessümü ki, çölümde meltemler estiren, Dolunayın gök kubbeyi aydınlattığı bir gece, Kaleme almışken hasretini iki hece, Vuslat olur mu ki o gonca güle? Vesselam, hoş makamdır Hüseyin, Makamların en güzeli derler, Tahta kılıçla Hace Ahmet Yesevi misali, Ermek nasip olur mu hiçliğe?

No.13 / Parktaki Karavan

     Ertesi gün, evde kalan son işleri halletmek için sabahın ilk ışıklarından beri ayaktaydım. Her şeyin plana uygun olduğundan emin olmak istercesine, içeriye son kez göz attım ve anahtarı iç mimar Rasim Bey'e teslim ettim. Parka ulaştığımda saat sekize geliyordu ve sıcacık simitlerden almak için fırına girdim. Ali Osman amca da üç ekmek alıp kasaya doğru yönelmekteydi. "Oo Çağrı oğlum, yoksa geç mi kaldın dükkanı açmak için?" "Aslında tam vaktinde geldim, tabii temizlik için geç kalmış olabilirim." "Bugün Nur ablanın işi var ama Rabia ablan yardıma gelecek. Gel kahvaltı yapalım, sonra hemen yardım etsin sana." "Estağfurullah Ali Osman amca, Rabia ablam ne zaman isterse gelsin. Onlara mesai serbest, kahvaltı için de teşekkür ederim. Bugün dükkanda yapayım, hem İpek de gelir birazdan." İpek'i duyunca daha çok gülümseyip veda etti. Veteriner kliniğine pek uğramayan İpek, benimle birlikte kafede çalışacaktı. Asıl heyecanım bundandı doğrusu...

Çiçeği Uğurlamak

   Mahsun bir çiçeksin şimdi, geceler geçtikçe yaprakların içine kapanır. Gecenin ıssızlığında boynun bükülüyor, yalnızlık değil bunun sebebi, her an ölümü daha fazla hissetmen. Yaşama dair umudun azalsa da, aynı azimle kokunu sunuyorsun sana dokunana. Hazan mevsiminin dinginliğini taşıyan kokun, giderek solan görüntünü dahi heybetli kılıyor. Kesif bir hüzün karışmış kokunda, kendine has ferahlığı alıyorum yine de. İnce, ufacık bedenin, koca çınarları eğecek kadar vakur şimdi. Ağır ağır solan görüntünden hicap duyuyor olsan gerek, odaya girdiğim vakit mahsunluğundan yüreğim küçülüyor. Hafif ve uzun bir tebessüm, ufak ve de bolca okşayış... Yaşadığın ana dair hep diri tuttuğun azmin, çırpınışların, tutkun karşısında yüreğim büyüyor şimdi de. Her gece biraz daha uzaklaşacak olsan da hayattan, bu vakur heybetin giderek yakınlaştırıyor beni sana. Gecelerden birinde, yeniden uykuya daldığın vakit bir daha uyanmayacaksın. Bilesin; o son gecede dahi öperek, hüzünlü kokunu içime çekip...

Fincan

Dolunay mehtaba adımlıyor, Kalemimde hoş bir telaş, Fincanımdan şiirler yudumluyorum, Ekim kapımda, Bir fincan daha doldursam, Kasım gelir ardından,   Mehtabın renkleri ufukta sıralı, Her dizesi sana adanmış bir şiirce tertipli, Yüreğimdeki kor yangına uğruyor,  Güzün ilk ayazı,   Ağustos melteminin son demi, Eserken sarmaşıklar altında, Krizantemler begonvilleri uğurluyor, Gamzelerinin arasından...

Kor

  Fotoğrafını seyretmeden uyumuyorum, Ondandır, sabahlara çıkmak istemeyişim, Yüreğime bıraktığın kor alevlerden, Çiçekler topluyorum, Her bahçesi senin için...

Ön Söz / Tram'Vay!

    Bu tramvay seyahat eder, Gece boyu, Bu tramvay biraz kalabalıktır, Köşe bucak dizelerle dolu,   Tramvaya eklenen her şiir bana bakınıyor, Bense en arkadayım, Sırtımda hırkam, Üzerimde pijamalarım.. Not defterim cebimde, Elimde kalemim, Dizimde kitabım..   Tramvayın kapısında hoş bir tıkırtı,  Not alıyorum, Her durakta doluveren dizeleri, Sarmaşıklardan bahar kokusu getiriyor, Havada süzülen mahur meltemi, Son durak şimdi ufuktadır, Dolunayla durağa vuruyor, İğde ağacının gölgesi,   Arka koltuğa uzanıp dolunayı seyrettim, Gece boyu, Gönül dolusu hasretle şiirler karaladım, Bil istedim...   İlk şiir kitabı ve mahlasındaki ilhamlardan biri olan "Tram'Vay!" Vay Lemi Gencay'dan sizlerle...

No.12 / Körüklü Kahve'de Nisan Akşamı

       Açılışla birlikte mahalleli; Yirmi Adım Kahvesi, ortak bahçe ve Körüklü Kahve'deki tüm masaları doldurdu. Bugünkü yoğunluğu atlatmak adına sadece mekan içerisindeki büyük tezgahta servis açıktı. Herkese durumu izah edip tezgahın önünde açılış konuşmam için hazırlandım. Tanıdığım, tanımadığım onca insan, sabır ve heyecanla beni seyrediyordu. "Kıymetli misafirler, beni tanıyan, tanımayan tüm mahalleliler ve özetle bu güzel parkımızın müdavimleri. Hepiniz hoş geldiniz. Sizlerin gözünde belki beş yaşında cıvıl cıvıl bir çocuk, belki de yirmi beş yaşında bir delikanlıyım. Beni nasıl tanıdığınızın, bana bakış açınızın önemi yok aslında. Çünkü ben, her iki yaşın da ruhunu, coşkusunu ve ideallerini taşıyan biriyim. En önemlisi de kendimi bildim bileli; mahallemde, komşu mahallelerde oyunlar oynayan ve en çok da bu parkın müdavimi olan biriyim. Her biriniz gibi, en az ben de sizler kadar buraya aitim. Ben bu aidiyeti, en büyük hayallerimden birini gerçekleştirerek taçl...

NkO - 18 / 118 Numaralı Durak

         Salyangozların da uğur böcekleri kadar sevimli olduklarını düşünüyorum, demişti, daha şimdi annesinin elinden tutup durağa gelen küçük kız. İsmi Defne'ydi ve daha durağa varmadan bana el sallamaya başladı. Ona ve annesine yer verdiğimde gülümseyip teşekkür etti. Çünkü dün yer verdiğimde annesi teşekkür etmişti. Durağı çevreleyen çam ağaçlarının gölgesi, henüz düşmekte olan ışık hüzmelerini bölerken, Defne elindeki oyuncak ayıyı yanındaki yaşlı teyzeye tanıtmakla meşguldü. Durağa gelir gelmez Defne'ye şeker uzatan Kadir amca ise, benimle sohbete daldı. Tabii Defne, daha biz konuşmadan Kadir amcaya da teşekkür etmeyi ihmal etmedi. " Şu tabelaya bak! Yahu ben evden çıkarken de altı dakika gösteriyordu, hala aynı. Tabelalar gibi şoförler de mi kafayı yedi? " " Şimdilerde otobüsün hangi durakta ne kadar oyalandığını anlamak zorlaşıyor Kadir amca. " " Doğru diyorsun da aslanım, eskiden ne güzel otobüs tarifelerine bakar, öyle çıkardık. Neredeyse her...

No.11 / Yirmi Adım Kahvesi

       Aslan Amca, İpek ve Tayfun'a mekanın son halini göstermeden önce, sizlere, mekanın bulunduğu parkı ve çevreyi biraz anlatmak isterim. Hoca Ahmet Fakıh Parkı; iki ana caddenin kesişiminde yer alan, dikdörtgen şeklinde cadde boyu uzanan, bir kenarına yakın yerde büyükçe süs havuzu ve diğer kenarına yakın yerde de oyun alanı bulunan tipik bir park modelini taşıyor. Merkezinde ise artık Yirmi Adım Kahvesi olan bina yer alıyor. Ee bu bildiğimiz bir parktan farksız diyebilirsiniz. Doğrudur tabii, tüm çocukluğum bu parkta geçtiğinden benim için nostaljik bir değeri var. Esasında bu mekana sahip olmak da çocukluk hayalimdir demeliyim.  Her ne kadar kendi içinde köşeli bir yapısı olsa da, çoğunlukla oval şekilde uzanan binanın arkasında ise, oyun alanına bakan küçük bir bahçe daha bulunuyor. İşte bu arka bahçeden, öndeki açık alanı kapsayacak kadar büyük bir çadır kuruldu. Bunun sebebi, birazdan sevdiklerime açıklayacağım sürpriz alanı da saklamak. Binanın içini s...

İki Sofa ve Bir Oda, Laurel ve Mektup

  Bir Haziran gününe ulaştım, Gündüzü kasıp kavuran, Gecesi hafif meltemli, Yüzündeki belirsizliği gördü göreli, Güneş hoyratça yakıyor, İçime sığmayan kederi,   Birkaç dize şiir yazarsam, İyileşirim sanırım, Gün olur asra bedel, Belki bir gün geçer sanrım,   Mahcup bakışlarım, Adımlarımdan hızlıydı, Şayet ulaşamadıysa sana, Bilesin, ondandır,   Önce seyre daldım, Duramayıp adımladım, Feryadımdan ıssız sokaklarda, Üç beş bin adım derken, İki cadde yollandım, Rastlaşmadım böylesi çıkmazlarla, Kitabını cebimde taşıyorum, Yirmi dört saat sürüyor okuması, Şu şirin kitap sana ulaştıysa, Bir mektup ta yazılıyor demektir, Naçizane, Laurel'e... Koca ova şimdi zindandır, İki sofa, bir oda yüreğime, Yarım gönlümün tam gülü, Haziran yağmuru olsan, akşamüstüne...

Bir Ağacın Gölgesinde

      Kulağımda piyano solosuyla, Kimi zaman Mirkelam, Kimi zaman da Sagopa'yla, Adımladığım kaldırımlardan, Anılar biriktiriyorum sırt çantamda,   Sokaklardayım bu aralar, Öyle gezip tozma hevesimden değil, Bir ağacın gölgesinde, Sana rastlama ihtimalini seviyorum, İnsanlardan pek bir uzak, Hayallerimi süslüyorum huzurla, Kafiyelerden biraz olsun uzak, Dizeler diziyorum kamelyada, Tam da köşendeki parktayım, Çocukluğumun geçtiği,  Ayazdan hallice şu günlerde dahi, Bahar meltemi olsan yürüyüşlerime,  Birkaç kelam, bolca sükunla, Eşlik eder misin adımlarıma? Bilesin, Her mevsim çiçeksin...

No.10 / İsim Bulmacası

     Rampalı'ya vardığımızda, oradaki akşamüstü hengamesinin hala aynı olmasına şaşırmadım. Kitap arayışındaki lise ve üniversite öğrencileri, çarşı içindeki rampalı yolda trafik oluşturuyordu. Neyse ki Aslan Amca'nın dükkanı, her zaman için huzur dolu. Kahvemi yudumlarken, gelip geçen insanları seyre daldım ve beni, Aslan amca'nın sorusu kendime getirdi. "Ee, nereye açacaksın dükkanı? Dahası menüye ne koyacaksın evlat?" "Hoca Ahmet Fakıh Parkı'nın içindeki binayı satın aldım. Kahve çeşitlerinin ağırlıkta olduğu bir menü düşünüyorum. Oradaki binanın hemen önündeki açıklığa da bir şeyler düşünüyorum, sürpriz olsun." Tayfun aniden heyecanlandı. "Mekanın ismi ne olacak?" " Yirmi Adım Kahvesi diye düşündüm ama emin değilim. Aslında hepinizin fikrini alacağım bu konuda." "Eğer bu zamana gelişine illaki atıfta bulunmak istiyorsan, ismi güzel düşünmüşsün evlat. Sen önce şu kafandaki kahve konseptini bir açıkla, ismi öyle düşünelim ...

7.35 Tramvayı

    Yokuş aşağı salındım sokağa girerken, Duraktaki ahaliyi gördüm hemen dönüşte, Şehir ve doğa uykudayken, Yalnızca insanoğlu,  Kendi içinde kavga dövüşte, Gün doğumunu seyre daldım, Bulutlar süzülürken, on dört ton mavi saydım, Kaldırımdaki adımların kadar sükun bu sabah, Üstünde en güzel tonundan mavi kazak, Palas pandıras virajı alıyor, Altmış yedi model Düewag... Bir tane boş koltuk kalmamış, Ayakta da kimse kalmamış, Duraklar arası telaşı mevcut tramvayın, Körüğe yaslanıp da okuduğum, Kitaba kaçıyor bakışların, Birer saniyeden ibaret, Denk gelen üç beş bakışımız, Her seferinde aynı telaşımız, Alması temkinli, icazet... Bakışlarında merakı, gururu, hevesi gördüm, Sabrı, korkuyu, güveni de, Uykuyu, huzuru ve de neşeyi, Duygunun kaç tonu var, sayamadım yine de, Gökyüzünden onca ton kayboluyor, Her dakika, Aramızdaki boşluğa insanlar doluşuyor, Her durakta, Tuhaftır, hasretim sana en çok da, 7.35 tramvayında...   Bir veda bakışı sunamadan, Beliriverdi ineceğin dura...

232 Saat...

      Senden ayrı iki yüz otuz iki saat, Hesaplaması biraz zor, Sayması daha zordur zannımca, Şu an kaçıncı saati yaşıyorum, bilmiyorum... Biraz da o nedenle hesap ettim toplamını, Senden ayrı azı gitti elden, Çoğu kaldı... Dizelerimi ayırmak istemem, Hasretin karşıma dikilmiş bir duvar gibi yekpare, İki yüz otuz iki taştan yapılı saatlerce... Senden ayrı iki yüz otuz iki saat, Yaşaması biraz zor, Sabrı daha zordur bana kalırsa, İki yüz otuz ikiyi kolaydır yazması, Senden ayrısının ise, Pek bir ağırmış manası...

Posta Kutusu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Lemi Blog

Lemi Blog
Lemi Blog